25 Ekim 2014 Cumartesi

Doğum günü...

video



Bugün sevgilinin doğum günü...
Yani bana gönderildiği gün...

O zaman iyi ki doğmuşşş...

2 Ağustos 2014 Cumartesi

Kafamda Deli Sorular...



Ne çok şey birikiyor insanın iç dünyasında...

Nasıl alabiliyor bu kadar çok kelimeyi kalbine insan?

Nasıl derin olabiliyor, nasıl dipsiz?

Ne çok kelime var dışarı çıkmayı bekleyen?

Sahi kelimeler, kelimeler yeter mi kalbi anlatmaya?

Ya da bütünleşince mi anlam kazanır?

Bu yüzden mi şarkılar içini acıtır insanın?

Şarkılar... Şarkılar nasıl bu kadar derine işler?

"Ne kadar istemiştim, nelerden vazgeçmiştim..."

Nasıl bu kadar iyi anlatabilir bir şarkı?

Ne çok kırık var?

Ne çok umut?

Ne çok hayal?

Kelimeler bunları anlatabilir mi?

Kelimeler neden dilden dışarı dökülemez?

Neden tutar insan kendini?

Hangi sebeple canımızı yakan olayları dile dökemeyiz?

Neden duygularımızı hep saklarız?

Ya da saklamadığımız zamanlarda anlaşılmayız?

İçi dışı bir insan var mıdır?

Varsa hiç kırılmamış mıdır?

Ve hafıza...

Nasıl aklında tutar her şeyi?

Ya da nasıl siler hiç yaşamamış gibi?

Geçmiş, geçmiş midir?

Peki ya güven?

Neden bir insanın elinden alınır?

Neden her baktığı yüz sahtedir?

Neden yüzüne güler arkadan kuyu kazar insanlar?

Nasıl kırar bir insan başkasını?

Neden iyi olmasını istemez?

Neden bu sahtelik?

Zaman nasıl bu kadar hızla geçer?

Peki neden biz yakalayamayız?

Neden geri dönüp baktığımızda değiştirmek istediğimiz olaylar olur?

Neden insanlar zamanın getirdiklerine müdahale edip olayların seyrini değiştirir?

Neden biri hakkında bir karar verilirken ona sorulmaz?

Hayat, kişiye özel değil midir?

Tercihleri yargılamak kime düşer?

Başkasının hayatına girip talan edip çıkmanın nedeni nedir?

Kalp kırmanın günah olduğunu bilmez mi insanoğlu?

Yaptığı ibadetlerin bu günahı temizlemeyeceğini?

Dost görünüp kötülük istenir mi?


Peki bu sorular biter mi?

Bu soruların içerisinde bir tek en sonuncusunun cevabı belliyse, bir şeyleri öğrenirken etken değil edilgen taraf olmuşuz demektir.

Öğrenemeyeceğimiz çok şey var daha....

Son zamanlarımın en anlamlı şarkısı da bu olsun o zaman.



































13 Temmuz 2014 Pazar

Bu Garip Fani Beden, Bu Deli Ruh Benim...





Gördüğün kadar değilim aslında...


Dahası vardır her zaman....

Geçtiğim yollar, çektiğim zorluklar, gülüşlerim, düşlerim.... gözyaşlarım...

Hangisinde yanımdaydın?

Hangi zor anımda bana omzunu uzattın ağlayayım diye?

Hangi kahkahama kattım şen kahkahalarını?

Hangi düşümü geliştirdin?

Hangisinin gerçekleştiğine şahit oldun?

Yürüdüğüm yolda bana nereden eşlik ettin?

Ne kadar biliyorsun beni?

Ne kadar tanıyorsun?

Ya da tanıdığını zannediyorsun?

Neye göre yargılayabilirsin beni?

Hangi hakla?

Madem yargılıyorsun peki neden kendine toz kondurmazsın?

Muhteşem misin?

Benden daha mı zekisin?

Veya yakışıklı-güzel?

Kimsin sen?

Hayatın muhteşem güzellikler içerisinde mi geçti?

Ne zaman ne hissettiğimi nereden bileceksin?

Empati mi yapabiliyorsun?

O yüzden mi bencilsin?

Senin sınırların, benim sınırlarımın başladığı yerde biter...

Bunu biliyor musun?

Yargılamak için bir insanın her anında yanında olman gerekmez mi?

Her zaman arkanda olduğum yanında güldüğüm zaman iyi olmam, bir kez yapmadığımda kötü olmamı mı gerektirir peki?

O zaman hadi canım bay....


Günün şarkısı da Funda Arar- Kırık Düşler olsun o zaman...



NOT: Bu yazı doğrudan bir isme hitap etmemektedir. Hayatımızda yer alan riyakar insanların davranışlarını içermektedir. Sadece kendisine odaklanan, karşısındaki insanı kendi ideallerine benzetmeye çalışan, olduğu gibi kabullenemeyenleri anlatmaktadır.

Saygılar :)






















17 Haziran 2014 Salı

Her Şey Benim, Peki Sen Kimsin?

Dünyada neler oluyor?

Hiç bir fikrim yok.

Cidden...

Ne televizyon izliyorum ne internet sitelerini geziyorum.

Afyon tatilimizin maalesef son günündeyiz. Yarın sabah kısmetse İstanbul yolcusuyuz. Perşembe de iş başı...

Burada fark ettim.

Ne çok yormuşum kendimi.


Ne çok kasmışım.

Ne için?

Hiç...

Ve İstanbul...

Ne kötü havası varmış...

Aldığımız nefes meğer ne çok boğmuş bizi...

Burada anlıyorsun...

Anadolu'nun göbeğinde, Afyon'un tertemiz havasında...


Masumiyet var burada.

İstanbul'da hasret kaldığımızdan.

Örneğin; 

Pikniğe gidiyorsun, karşı banktakiler 'Buyrun bizden de yiyin' diyor.

Hobi bahçesinde sebze yetiştirenler karşı komşusuna 'Buyur senin domatesin daha yetişmemiş bizden al' diyor.


İstanbul'da öyle mi?

Bana hep bana bana hep bana bana hep bana....

Ya da;

Sen bana ben sana...

Karşılıksız sevgi bir tek annelere mahsus oldu artık.

Sokakta oynayan çocuklar yerini çöplere bıraktı.

Çocuklar mekanikleşti.

Burada yakar top, köşe kapmaca, voleybol, saklambaç oynayan çocukları görünce bir acayip hissettim kendimi.

Minicik bir şekere sevinmeleri mesela... Kim çocuğunu bir şekerle mutlu edebiliyor şimdi?

Onların masumiyeti korumalarını büyük bir hayranlıkla izledim.

Anadolu işte dedim.

İnsanların yüzündeki temizliği İstanbul'da göremez olmuşken burada bolca tertemiz insanla karşılaşmak bende insanlığa dair minik umut kırıntılarını koruma hissi uyandırdı.

Binalar, AVM'ler içinde sıkışmış insanoğlunun doğayla tanışmasını gördüm burada.

Yoksa kaplumbağa gördüğümde ejderha görmüş gibi sevinmemin başka bir anlamı olamaz.

Hele o kirpi ne sevimliydi....

Ha bu arada kirpi yavrusunu pamuğum diye severmiş.

Afyon'da çok güzel bir uygulama var.

Evlerin bahçeli olduğu Afyon'da, şehir hayatından(!) sıkılan insanlar için hobi bahçesi yapmışlar.

100 metrekarelik alanlarda minik minik kulübeler ve önlerindeki bahçelerde insanlar tarım yapıyorlar. Kendi sebzelerini yetiştiriyorlar ve bu sebze meyveler birçok eve yetiyor.

Neden? Çünkü insanların gönülleri çok geniş olduğu için toprak da gereğini yapıp bol mahsul veriyor.

Aslen Kayseriliyim.

Eşim Afyonlu...

Ama gel gör ki Afyon ve Kayseri arasında hiç bir fark yok.

Doğası, havası, insanları...

O sebeptendir ki hiç İstanbula dönesim yok.

Hiç.

Telefonsuz, internetsiz, teknolojisiz pek mutluyum şu sıra.


Ama maalesef...

Şartlar zor...

Biz birbirimize şartları zorluyoruz.

İnsanoğlu yine kendi cinsine zorluk çıkarıyor....

Yarın dönüyorum bina tarlasına...



Bu postun şarkısı ise Hep Bana olsun...














13 Haziran 2014 Cuma

Tatil Modu Diye Bir Sey Var


Merhabalarr...

Sizlere bugun Afyon'dan sesleniyorum.

Uzun ve yorucu bir is doneminin ardindan bir tatil hwpimize iyi gelir ya su an ben kendimden gecmis durumdayim.

Istanbulun pis ve yorucu havasinin yerine Afyonda tertemiz ruzgar yuzumuzu oksadikca anliyoruz ne kadar yiprandigimizi.

Su an ortak korkumuz tatilimizin her guzel sey gibi hemencik bitmesi...

Ne cok hirpaliyoruz kendimizi.

Ne cok yipratiyoruz.

Ne cok yipratilmaya haziriz...

Buyuk sehrin kalabaligi...

Insanlarin riyakarligi....

Sahte samimiyetler...

Birbirinden nefret eden insanlar...

Sahi biz birlik butunluk icerisindeyken ne ara birbirimizden bu kadar uzaklastik?

Ne ara nefret ettik aynadaki yansimamizdan?

Iyilik kelimesini ne cabuk harcadik?

Karsiliksiz sevmeyi ne ara unuttuk?

Avuclarim patlayana kadar alkisladigim, uzuntusunu kendi uzuntum sayip sevincinde kendimden fazla sevindigim insanlarim vardi benim... asparagas olaylara kurban giden..

Bunca sahte samimiyetin ardindan huzurun tam adresindeyim

Simdi ise karsiliksiz sevgi yumaginin icindeyim


2 anne, 2 baba ve 1 koca...

Var mi benden mutlusu?





10 Haziran 2014 Salı

Bana Pastamı Verin Ekmeğe Gerek Yok

Evvettt..


Postuma başlamadan önce şu şarkıyı açmalısınızzz.

Tam olarak durumumuz bu.

Sahteleşiyoruz.

Ötekileşiyoruz...

Ayrışıyoruz...

Kısacası insanlığımızı kaybediyoruz.

İnsan ilişkilerinin sadece Facebook üzerinden beğeni alıp yorumlanmasıyla ölçüldüğü şu günlerde birbirimize olan saygımızı yitiriyoruz.

Birbirimize güvenimizi kaybediyoruz. 

Çok değil



Bundan 4 yıl önce ülkemizde henüz teknolojinin cılkı çıkmamışken daha samimiydik.

Şimdi öyle mi?

Akrabalar Facebook üzerinden kendilerine yaptığınız yorumlara bakıyor.

Eş dostla  İnstagram üzerinden birbirmize caka satıyoruz.

Herkes bir 'cool'.

Herkes her gün gezmelerde tozmalarda

Herkes her gün 'Huqqa'larda.

Ekmek bulamayıp pasta yiyoruz.

Her gün bir 'Home Party'deyiz.

Her gün bir 'Baby Shower'dayız.

'Welcome baby' partimiz olmadan bebeğimiz doğamaz zaten

Organizasyonlarımızı da mutlaka bir 'events' a yaptırmak lazım.

'Henna Night'a giderken maskelerimizi takalım ki çok mutlu olduğumuzu perçinleyelim ammaannn unutmayalım. 

'Happy Bhirtday' partisine giderken telefonlarımızın bataryalarını tam doldurmalıyız ki mutluluğumuzu herkese yayalım kıskançlıktan çatlasınlar.

Akıllı telefonlarımız iyi ki varlar yoksa kendi aklımızla bir şey yapamayacağız.

Yayalım...

Ammaannn provake edelim herkesi millet birbirine girsin.

Patlıcanlarla domatesler birbirine girdi acil RT 

Soğanlar göz yaşartıcı bomba fırlatıyor kesin bilgi yayalım.

Patlıcanlar sağa kaçıyor domatesler sola. Arada kalan bir kaç çarliston ise soğan ekipleri tarafından tencerelere gönderiliyor.

Mutfak elden gidiyor bir şeyler yapmalı.

SEN BENİM PAYLAŞIMIMI NEDEN BEĞENMEDİN?


Aha marul benim paylaşımımı beğnmedi saçını başını yolmalıyım.

Ay bu brokoli bu lafı bana mı söyledii? Hemen sileyim de görsün gününü...

Kanka gördün mü çilek bana yazıyor? Ne dersin iş var mı bu hatunda?

Ayh oqula qeç qaldıııımmm 

Panpa bak gördün mü paylaşımım 68792 'layk' aldı?

Gel dudaklarımızı büzüp selfie çekelim de insanlar baktıklarında şunlara kürekle dalasım geliyor desin.

Oğlum dün bi mekana gittim yıkılıyoooooooooo.

Ah dur ben şunun Facebook paylaşımlarını bir eleştireyim de görsün bir kınayayım şnu. Aaa benim de 'Time Line'm var ben hiç bir zaman yapmam böyle şeyler. Aynaya sadece güzelliğimi kanıtlamak için bakarım zaten.


ACIMIZ BÜYÜK

Eyvah tencere göçtü çok yaralı var.

Hemen klavyeme sarılayım. Tencere elden gidiyor

Dur 3 gün profilimi karartayım da yasta olduğumu herkes bilsin. 

Buzdolabı istifaaaa!!!

Aaa dur bakayım kayısılar ne giymiş?

Kız gördün mü üzümlerin evini ıyk ne banaaallll.

Ha ne diyoduk buz dolabı istifa.... 

Tencere kapaklarımızı kafamıza geçirip yüzümüze salça sürelim de üzgün görünelim. Sahi pembe salça var mıdır ojelerime uyan?

TAATLIIIIIIIIIMMMM

Ah balım İnstagramda evini gördüm bayıldım seni tanımıyorum ama kesin çok zevklisindir

Aaa canııım o senin zevkliliğin. Bak ben minnak minnak yaşıyorum ne kadar mutluyum hihuuuuu 

Aman ali rıza bey ağzımızın tadı bozulmasın

Efendim anlamadım? Kim o? İnstagramı var mı 'nickname' söylesene

Dizi o dizi.. 

Ay dur bi Selena Gomez olayım ben. Nerde benim Castinim?

Büz büz büz. Dudakları büz.

#aylavpink #castin #maydonoz #biber dur len patlıcanın ingilizcesi neydi?

Ay buketçiiim sen halka malolmuş bi sanatçısınnn

ÇEKİL ÇEKİL CHECK-İN YAPMAM LAZIM

Ay em et 'dukka'

Ay ne mutluyuz biz ımm yediklerimiz de çok leziz...


Özetle...





Hayatımızın tamamen internet olduğu bugünlerde durumumuz budur.

Evet ben de kullanıyorum bu saydıklarımı. Ama belli ölçülerde. 

Evet sık kullandığıma dair her zaman için laf duymuşumdur ama bana laf söyleyenlerin benden farklı olmadıkları da çok doğrudur.

Sabahtan akşama kadar bilgisayar başında olan bir insan olarak belli bir grupla sadece Facebook üzerinden görüşebiliyorum fakat bunu anlayamayan saygıdeğer güruhların aynaya bakmamaları da çok güzel oluyor.

Sahteleştik. Her şey sahteleşti. Sanalız artık. Bazen transformers gerçek oldu diyorum.

Yazacak çok şey var ama bir sonraki posta....




































7 Haziran 2014 Cumartesi

Yeniden Merhaba...

Merhabalar...

Yine yeniden blog yazma kararımı vermişken sıfırdan başlamak istedim.

Değişen ve gelişen(!) dünyadaki gözlemlerimle artık buradan sesleneceğim.

Şu an içinde bulunduğum ruh halini en güzel anlatan şarkıyı sizlerle paylaşayım ilk yazımda.

Mor ve Ötesi- Cambaz


Hadi bakalım keyifli okumalar...